Frye Standardı veya “Genel Kabul” testi, adli bilimler ve hukuk tarihinde bir dönüm noktasıdır. 1923 yılındaki Frye United States davasıyla doğan bu standart, bilimsel bir yöntemin veya yeni bir teknolojinin mahkemede delil (kanıt) olarak kabul edilebilmesi için “ilgili bilimsel camiada genel kabul görmüş olması” şartını getirmiştir.

Bu standardın nasıl doğduğunu anlamak için, arkasındaki sıradışı cinayet davasına, yalan makinesinin ilk mucidine ve mahkeme salonunda yaşanan tarihi tartışmaya yakından bakmak gerekir.

Frye Davasının Detaylı Hikâyesi (1923)

1. Cinayet ve Şüpheli

Olay, 27 Kasım 1920 gecesi Washington D.C.’de gerçekleşti. Dönemin tanınmış hekimlerinden Dr. Robert W. Brown, ofisinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Saldırgan arkasında neredeyse hiçbir iz bırakmadan kaçmıştı ve polis aylarca bir ipucu bulamadı.

Cinayetten yaklaşık bir yıl sonra, James Alphonzo Frye adında genç bir siyahî asker, başka bir eyalette bir banka çekinde sahtecilik yaparken yakalandı. Sorgu sırasında Frye, polisleri şaşırtan bir itirafta bulundu: Dr. Robert Brown’ı kendisinin öldürdüğünü söyledi. İtirafına göre, doktordan ilaç istemiş, aralarında çıkan tartışma büyüyünce silahını ateşlemişti. Frye derhal cinayetten tutuklandı.

Ancak hücreye girdikten ve bir avukatla görüştükten kısa süre sonra Frye itirafını geri çekti. Polisin kendisine baskı yaptığını, eğer cinayeti üstlenirse ödül parasından pay alacağı ve daha hafif bir ceza alacağı vaadiyle kandırıldığını söyledi. Aslında cinayet saatinde tamamen başka bir yerde olduğunu iddia ediyordu. Ancak ortada yazılı bir itiraf vardı ve jüriyi masum olduğuna ikna etmesi imkansıza yakındı.

2. Sahneye Çıkan Mucit ve “Yalan Makinesi”

Frye’ın avukatları, müvekkillerinin doğru söylediğini kanıtlamak için radikal bir yönteme başvurdu. Dönemin ünlü psikoloğu ve mucidi Dr. William Moulton Marston’ı davet ettiler.

Tarihsel bir not: Dr. Marston, sadece erken dönem yalan makinesi çalışmalarıyla değil, aynı zamanda ünlü çizgi roman karakteri Wonder Woman (Harika Kadın)‘ın yaratıcısı ve onun meşhur “Doğruluk Kemendi” (Lasso of Truth) konseptinin mucidi olarak da bilinir.

Marston, “Sistolik Kan Basıncı Deception (Aldatma) Testi” adını verdiği bir yöntem geliştirmişti. Teorisine göre; bir insan yalan söylerken yakalanma korkusu yaşar, bu korku ve zihinsel mücadele de sistolik kan basıncının (büyük tansiyonunun) yükselmesine neden olurdu.

Marston, cezaevinde Frye’ı bu cihaza bağladı ve cinayetle ilgili sorular sordu. Testin sonucuna göre Frye, “Ben öldürmedim” derken tansiyonunda hiçbir dalgalanma olmamıştı. Marston’a göre bu, Frye’ın kesinlikle doğru söylediğinin kanıtıydı.

3. Mahkemedeki Hukuki Savaş

1922 yılındaki yargılamada, savunma makamı Dr. Marston’ı “uzman tanık” (expert witness) olarak kürsüye çıkarmak ve bu testin sonuçlarını jüriye sunmak istedi.

Ancak savcılık şiddetle itiraz etti. Gerekçeleri netti: Bir insanın tansiyonunu ölçerek yalan söyleyip söylemediğini bildiğini iddia eden bu cihazın hiçbir bilimsel güvencesi yoktu. Bu sadece Marston’ın kendi iddiasıydı ve tıp/psikoloji dünyası tarafından onaylanmamıştı.

Davanın hâkimi savcıyı haklı buldu ve Dr. Marston’ın mahkemede tanıklık yapmasını, cihazı jüri önünde test etmesini reddetti.

Bilimsel testin sunduğu “masumiyet kanıtından” mahrum kalan Frye, jüri tarafından ikinci derece cinayetten suçlu bulundu ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. (Frye daha sonra yaklaşık 18 yıl hapis yattıktan sonra şartlı tahliye edildi).

Temyiz Kararı ve “Frye Standardı”nın Doğuşu

Savunma avukatları, mahkemenin bu bilimsel kanıtı reddetmesini gerekçe göstererek davayı temyize (Appellate Court) taşıdı. 1923 yılında Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesi tarihi kararını açıkladı.

Yargıç Van Orsdel tarafından yazılan ve adli bilimler tarihine yön veren kararda şu ifadelere yer verildi:

“Bir bilimsel ilke veya keşfin, ‘deneysel aşama’ ile ‘kanıtlanmış aşama’ arasındaki gri çizgiyi tam olarak ne zaman geçtiğini tanımlamak zordur. Bu alacakaranlık kuşağında, yöntemin ispat gücü mahkemece tanınmalıdır. (…) Ancak, çıkarımın yapıldığı şey (yöntem/teknik), ait olduğu özel alanda genel kabul görmüş (gained general acceptance) olacak kadar yeterince kurulmuş olmalıdır.

Mahkeme, sistolik kan basıncı testinin fizyoloji ve psikoloji otoriteleri arasında henüz böyle bir genel kabule ulaşmadığına hükmetti ve yerel mahkemenin kararını onadı.

Bu kararla birlikte Amerikan hukukunda şu kural yerleşti: Bir uzman, mahkemede yeni bir bilimsel teknik kullanacağını söylüyorsa, hâkim şu soruyu sormalıdır:

“Senin kullandığın bu yöntemi, seninle aynı alanda çalışan diğer bilim insanları/uzmanlar onaylıyor ve güvenilir buluyor mu?”

Eğer ilgili bilim camiasında bu yönteme dair ortak bir fikir birliği (konsensüs) yoksa, yöntem ne kadar teknolojik veya mantıklı görünürse görünsün mahkeme kapısından içeri giremez.

Frye standardı, 1993 yılındaki Daubert kararına kadar ABD federal mahkemelerinde tek yetkili kural olarak uygulanmıştır ve günümüzde bile bazı eyalet mahkemelerinde (örneğin New York, California, Washington) geçerliliğini korumaktadır.

Popüler